hayat basit kâr zarar hesaplarına vurulabilecek bir şey değildir lan!
Sosyal güvenlik reformu nedeniyle Erdoğan'ın sendikalar ve muhalefetle giriştiği 'yalancılık' polemiği sürerken Radikal, yürürlükteki durumu, tasarının öngördüklerini ve sendikaların taleplerini karşılaştırdı.
Etiketler: gazeteler
Sosyal Güvenlik ve SSGSS Yasaları Ne Getiriyor?
“Sosyal Güvenlik” ve “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası” düzenlemeleri ile, “tüm yurttaşlara sosyal güvenlik hakkı” ve “herkese ücretsiz sağlık hizmeti” getirdiğini iddia eden AKP Hükümeti geçtiğimiz ay yasalaştırdığı düzenlemeler ile emekçilerin ve halkın sosyal güvenlik ve sağlık hakkını önemli ölçüde sınırlayan değişiklikler yaptı. Türkiye’nin IMF ve Dünya Bankası ile yaptığı yapısal uyum ve kredi anlaşmalarının temel şartı sosyal güvenlik ve sağlık politikalarının, Başbakan’ın ifadesiyle “pazarlanabilir”, ya da “rekabet edilebilir” hale getirilmesiydi. Bunun bugünkü ve gelecek kuşaklar için anlamı, sağlık hizmetlerinin paralı hale getirilmesi, hastanelerin, sağlık ocaklarının özelleştirilmesi ve emeklilik yaşının artırılarak sosyal güvenlik sisteminden yararlananların sayısının daraltılması oldu.
Hükümetin sağlık hizmetlerini tek elde toplamak ve tüm ülkeyi sağlık sigortası kapsamına almak olarak tanımladığı yasal düzenlemelerin içeriğine bakıldığında amacın, devleti sağlık hizmeti sunumundan büyük ölçüde çekmek ve bu topraklarda yaşayan insanların sağlık ve sosyal güvenlik hakkını piyasaya, ilaç tekellerine, özel emeklilik ve sigorta şirketlerine, özel hastanelere teslim etmek olduğu kısa sürede anlaşıldı.
Geçtiğimiz günlerde kabul edilen Sosyal Güvenlik Yasası ve Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasaları ile Türkiye’deki tüm emekçilerin geleceğini ilgilendiren ciddi hak kayıpları yasalaştırıldı. Ancak herkesi ilgilendiren bu tasarılar, halkın büyük bir kısmının hiç haberi olmadan ya da yanlı ve yanlış bilgilendirilerek, emek örgütlerinin, sendikaların itirazları dikkate alınmadan neredeyse birkaç milletvekilinin oyu ile yasalaştırıldı. AKP milletvekillerinin “kaldır parmak-indir parmak” usulü geçirdikleri yasa ile sosyal güvenlik sistemini ve sağlık hizmetlerini tümüyle piyasaya açma yolunda önemli adımlar atıldı. Böylece başta IMF, Dünya Bankası olmak üzere, yapılacak düzenlemelerden rant bekleyen özel hastanelere ve ilaç tekellerine verilen sözler yerine getirilmiş oldu.
Türkiye’de yaşayan milyonların tamamını kapsayan ve sosyal ve ekonomik haklarda her yönüyle ciddi gerilemeleri beraberinde getirecek olan söz konusu yasaların içeriği konusunda hala bir belirsizlik sürmekte ve en çok “şimdi ne olacak” sorusu sorulmaktadır. 1 Ocak 2007 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek olan Sosyal Güvenlik ve Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasalarının ne getirdiğine geçmeden önce, mevcut sistemde yapılan değişiklikleri ana başlıkları ile sıralamak gerekirse;
· Emeklik yaşı kademeli de olsa kadın ve erkeklerde 65'e çıkacak,
· Prim gün sayısı 2007'den itibaren her yıl 100'e artarak 9 bin olacak,
· Emeklilik maaş bağlama oranları önce yüzde 2.5, sonra yüzde 2'ye düşecek,
· Emeklilik maaşları yüzde 23-33 oranında azalacak,
· Aylık geliri 127 YTL olandan 64 YTL GSS primi kesilecek,
· Halen çalışan memurların aylıkları, GSS kesintileri nedeniyle bugünkünden yüzde 5 daha azalacak,
· Prim borcu olanlara sağlık hizmeti verilmeyecek,
· Sağlık hizmeti alabilmek için en az 30 günlük sigortalılık aranacak,
· Muayene, tetkik ve tedavinin her evresinde katkı payı adı altında ek ödeme alınacak,
· Teminat Paketi'nde olmayan hastalıklar kapsam dışında tutulacak,
· Teminat Paketi'ni belirleme yetkisi Sosyal Güvenlik Kurumu'nda olacak,
· Ayakta tedavide, hekim ve diş hekimi muayenesinde 2 YTL katkı payı alınacak,
· Ortez, protez, iyileştirme araç ve gereçleri için yüzde 10-20 oranında katkı payı istenecek,
· Ayakta tedavide kullanılan ilaçlar için de yüzde 10-20 oranında katkı payı kesilecek,
· Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı ve Yardımcısının görev süresi hükümetle uyumuna bağlı olarak kısalacak ya da uzayacak.
· Emekli aylıklarına yapılacak zamlarda Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) baz alınacak. Böylece emekli aylıklarına yapılan zamlar ülke ekonomisinin büyümesinden pay alamayacak.
Sosyal Güvenlik Sistemi Neden Değişiyor?
1990’lı yılların başından itibaren, dünyanın çeşitli ülkelerinde sosyal güvenlik sistemlerinin özelleştirilmesinde, sosyal güvenlik sistemlerinden yararlanan emekçilerin haklarının daraltılmasında en önemli rolü Dünya Bankası oynamıştır. Dünya Bankasının sosyal güvenlik sistemlerine ilişkin “yeniden yapılandırma” politikalarının özünü, sosyal güvenlik sistemlerinin varlıklarını sürdürebilmeleri için temel yapısal değişikliklerin “kaçınılmaz” olduğu varsayımı oluşturmaktadır.
Sosyal güvenliği, bir ülkede yaşayanlar arasında hiçbir ayırım gözetmeksizin, toplumun bütün fertlerinin ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayacak tarzda, kişilerin bugünlerini ve yarınlarını güven altına almayı hedefleyen bir sistemler bütünü olarak tanımlamak mümkündür. Tarihsel gelişim süreci içinde sosyal güvenlik sistemleri kamusal hakların gelişim süreci ile birlikte gelişmiş ve yaygınlaşmıştır.
1980’lere kadar bir sorun olarak görülmeyen sosyal güvenlik sistemleri, fonlarının devlet tekelinde olması ve bu alanda yatırım yapan şirketler açısından “haksız rekabet” yarattığı, bu nedenle de sosyal devlet uygulaması üzerindeki devlet tekelinin kaldırılması gerektiği gerekçesiyle hedefe konulmuştur. Bu iddia en belirgin şekilde, 1995 yılında imzalanan “Hizmet Ticareti Genel Anlaşması” (GATS) ile gündeme getirilmiştir. GATS ile antlaşmaya imza atan hükümetlerden kamu hizmetleri üzerindeki devlet tekeline son verip, başta eğitim ve sağlık olmak üzere, halkın ve emekçilerin yararlandıkları tüm kamu hizmetlerini “serbest rekabete” açmaları istenmiştir. Bu anlayışa göre, kamu hizmetleri içinde önemli bir yeri olan sosyal güvenlik sistemleri yeniden bölüşüm için kullanılmamalı, toplumsal değil bireysel sorumluluk esasına göre yapılandırılmalı, sosyal yardımlar tüm yoksulları hedef almalı ve sosyal riskler karşısında toplum tarafından asgari bir geçim düzeyi geçici olarak sağlanmalıdır. Bunun yolu sosyal yardımın devlet tarafından karşılanması ve bunun dışında kalan sosyal güvenliğin büyük ölçüde özel sektöre devredilmesidir.
Sosyal Güvenlik Kurumları Tek Çatı Altında Birleştiriliyor
Sosyal Güvenlik sisteminde gerçekleştirilen en önemli değişiklik Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-Kur’un “tek çatı” altında birleştirilerek Sosyal Güvenlik Kurumu’na dönüştürülmesi oldu. Sosyal Güvenlik Kurumu ile, işçilerin kurumu SSK, memurların kurumu Emekli Sandığı ve kendi nam ve hesabına çalışanların kurumu Bağ-Kur tarihe karıştı. Üstelik sadece birleşmekle kalmadı bu kurumların teftiş kurulları tasfiye edilerek, yaşanacak olası yolsuzlukların önü açılmış oldu.
Farklı Sosyal Güvenlik Kuruluşlarına bağlı olarak çalışanların yararlandığı haklar, en dezavantajlı kuruma eşitlendi. 1999 yılında 5 binden 7 bin güne çıkarılan prim gün sayısı yeni sistemde kademeli olarak 9 bin güne yükseltildi. Bu durumda, 1 milyon geçici işçinin tam maaşa hak kazanması için her yıl 120 gün iş bulursa 95 yaşını, her yıl 90 gün iş bulursa 120 yaşını bitirene kadar beklemesi gerekecek. Yine sistemde kadrolu bir öğretmenin emekli olmak için 25 yıl fiilen çalışması gerekirken; geçici sözleşmeli, ücretli vb statüde çalışan bir öğretmenin en az 50 yıl fiili olarak çalışması gerekecek.
Mevcut Çalışanların Durumu
Sosyal Güvenlik sisteminde yapılan değişiklikler 1 Ocak 2007 tarihinden itibaren geçerli olacağı için şu anda emekli olanlar, ya da 1 Ocak 2007 yılından önce emekliye ayrılacaklar, yapılacak değişikliklerden etkilenmeyecek. Mevcut sosyal güvenlik mevzuatına göre bağlanacak aylık miktarları aynı olacak.
1 Ocak 2007 tarihi itibarıyla emekliliğine beş yıl ve daha fazla süre kalanların hizmet süresine göre, ileride bağlanacak emekli aylıkları ise düşecek. 2007 yılında 20 hizmet yılı dolduran bir öğretmenin emekli olması için 2007’den sonra 5 yıl daha çalışması ve bu süre sonunda emekli olması durumunda; 2007’den önceki hizmet süresi bugünkü mevzuata göre, 2007 yılından itibaren geçireceği her hizmet yılı yeni kanuna göre yapılacak. Öğretmenimiz emekliliğe hak kazandığı zaman eski ve yeni sistemde geçirdiği süre hesaplanarak ağırlıklı ortalaması alınacak ve emeklilik işlemleri bu hesaplamaların ardından başlatılacak.
Emekli Maaşları Nasıl Azalacak?
Yeni yasayla memur aylıkları 1 Ocak 2007’den itibaren geçirilen süreye bağlı olarak olumsuz etkilenecek. Uzman kadrosunda bulunan memurlar hariç, memurların geneli itibariyle, çalışma süresinin tamamını bugünkü sistemde geçiren bir memur emeklisine göre, çalışma yaşamının tamamını yeni sistemde geçirecek memur emeklisinin aylığı üçte bir oranında (%33) azalmış olacak.
Yeni sistemde, bugünkü sisteme göre emekli aylıklarının düşecek olmasını üç şekilde açıklamak mümkündür;
· Çalışılan her yıl için emekli aylığı bağlama oranı yeni sistemde kademeli olarak aşağı çekilecek.
· Prim yatırılırken esas alınan kazançların güncellenme koşulları değişecek. Emekli aylıkları en son aylığa göre değil, toplam kazançların ortalaması alınarak hesaplanacak. Böylece ele geçen aylık miktarı düşecek.
· Mevcut sistemde gerek SSK'da, gerekse Bağ-Kur'da emekli aylığındaki asgari taban uygulaması kalkıyor. Böylece, kişileri gerçek gelirleri üzerinden değil, daha düşük ücretten prim ödemeye teşvik edileceği için yeni sistemde taban aylık güvencesi olmayacak. Emekli Sandığı’na bağlı olarak çalışanların aylığının hesaplanması açısından bugünkü sistem ve yeni sistem arasındaki fark şu şekilde olacak:
Memur/Emekli Sandığı (1 Ocak 2007’ye kadar) :
· Yüksek maaş alanlara ödenen makam, görev ve temsil tazminatlarından emeklilik primi kesintisi yok. Bu nedenle ücretin tamamından prim kesintisi yapılmıyor.
· Emekli aylıkları, 25 yıllık çalışma karşılığı, son aylığının yüzde 75'i (yıllık %3) oranında belirleniyor. 25 yıldan sonra çalışılan her yıl için bu orana % 1 ekleniyor.
· Emeklilik kesintisine tabi tutulmadığı halde makam, görev ve temsil tazminatlarını emeklilikte de alınıyor.
· Bugünkü sistemde geçmiş yıllarda sağlanan kazançlar, Emekli Sandığı tarafından en son memur aylık katsayısına göre güncelliyor.
Yeni Durum (1 Ocak 2007’den Sonra)
· Hizmet süresinin tamamını yeni sistemde geçirenlerin ortalama aylık kazançları enflasyon dikkate alınarak güncellenecek. Büyüme rakamları hesaba katılmayacak.
· Aylık bağlama oranı: 1 Ocak 2007'den sonraki ilk dokuz yıl, çalışılan her yıl için yüzde 2.5, sonraki her yıl için yüzde 2 olacak. Aylık bağlama oranının düşürülmesi nedeniyle memur emeklisinin aylığı mevcut duruma göre % 33 azalacak. Bugün 1000 YTL alan memur, gelecekte ancak 660 YTL alabilecek.
· Düzenli alınan her türlü maaş, tazminat gibi gelirlerin tamamından emeklilik sigorta primi ödenecek.
· Emekli aylıkları, en son aylığa göre değil, prim öderken elde edilen kazançların ortalaması dikkate alınarak hesaplanacak.
· Çalışmasının bir kısmını eski sistemde, diğer kısmını yeni sistemde geçiren memurların, eski sistemde geçirdikleri süreyle bağlantılı olarak makam tazminatıyla temsil ve görev tazminatına karşılık gelen tutarlar da emekli aylıklarına ilave edilecek.
Genel Sağlık Sigortası Sağlık Hakkını Piyasaya Açıyor
AKP Hükümeti, iktidara geldiği günden bu yana benimsediği piyasacı-özelleştirmeci sağlık politikaları ile, sağlık hakkının temel insan haklarından birisi olduğu görüşünün tam karşısında olduğunu yaptığı uygulamalar ile gösterdi. Bu anlamda AKP Hükümeti sağlığı, piyasa koşullarında üretilmesi ve satılması gereken bir “ticari mal” olarak görmektedir. Bu anlayışın bir ürünü olarak AKP Hükümeti tarafından sağlık hakkının piyasaya açılması için “Sağlıkta Dönüşüm Programı” hazırlanmış, IMF ve Dünya Bankasının istekleri doğrultusunda sağlık alanında yaşanan “finansman sorunu”nun çözülmesi için Genel Sağlık Sigortası (GSS) gündeme getirilmiştir.
Kısaca belirtmek gerekirse GSS, sağlığın kamusal niteliklerinin ortadan kaldırıldığı, sağlık hizmetlerinin sunumu ile finansmanının birbirinden ayrıldığı, toplumsal ihtiyaçların değil “karlılığın” esas alındığı ve buna uygun olarak her hizmetin parça başı ücretlendirildiği, ek prim, katkı ve payların devreye girdiği bir sistemdir. Bu anlamıyla Genel Sağlık Sigortası’nın temel hedefi; hastaneleri işletme, hastaları müşteri haline getirerek, sağlık hizmetlerini kar-zarar hesabı ile sunmak ve sağlık alanında devletin işlevini en aza indirmektir.
Türkiye için gündemde olan GSS’nin uygulanabilmesi için; işsizliğin, tarım nüfusunun toplam nüfusa oranının düşük olması, düzenli-süreğen iş olanağının çok olması, kayıt dışı sektörün dar olması, kişi başı sağlık harcamalarının düşük olması gerekiyor. Yani özetle GSS modelinin uygulanması, “gelişmiş kapitalist ülke” profili gerektirmektedir.
Genel Sağlık Sigortası Herkesi Kapsayacak mı?
Yeni Sosyal Güvenlik sisteminde herkesi kapsayacağı iddia edilen Genel Sağlık Sigortası'nda (GSS) ayakta tedavi dahil olmak üzere tüm hizmetlerden işçi, memur, esnaf farkı gözetmeksizin katkı payı alınacak. Ayakta tedavilerde hekim ve diş hekiminin her muayenesinde hastadan 2 YTL katılım payı alınacak. Ortez, protez, iyileştirme araç ve gereçleriyle ayakta tedavide sağlanan ilaçlar için çeşitli kriterlere göre % 10 ile % 20 arasında değişen oranlarda katılım payı alınacak. Örneğin 1000 YTL’lik bir protez cihazı için 100 ile 200 YTL arasında katılım payı alınacak. Ödenecek katkı payı miktarı, asgari ücretin yüzde 75'ini (398 YTL) aşamayacak.
Hangi Hastalıklar Sigorta Tarafından Karşılanacak?
Ayakta veya yatarak verilen tıbbi müdahale ve tedaviler, organ, doku ve kök hücre nakline yönelik sağlık hizmetleri Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacak. Ağız ve diş muayenesi, tetkik ve tahliller, diş çekimi, konservatif diş tedavisi ve kanal tedavisi, travmaya ve onkolojik tedaviye bağlı protez uygulamaları ise gerekli katılım payları alındıktan sonra Genel Sağlık Sigortası tarafından karşılanacak. Ayrıca, 18 yaşını doldurmamış kişilerin ortodontik diş tedavileri ile 18 yaşını doldurmamış veya 45 yaşından gün almış kişilerin diş protezlerinin, kurumca belirlenecek tutarının yüzde 50'si verilecek. Çocukların ortodontik diş tedavileri karşılanmayacak.
Sağlık Hizmetleri Çocuklar İçin Gerçekten Parasız Mı?
Başbakan’ın GSS yasası ile ilgili iddiaları arasında en ilgi çekeni, “primini ödensin veya ödenmesin tüm çocukların 18 yaşına kadar tüm sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanacağı” oldu. Ancak 18 yaşın altındaki bütün çocukların GSS’den yararlanması için ailesinin GSS kapsamında olması gerekiyor. İkincisi mevcut yasalara göre de SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı kapsamındaki emekçilerin çocukları zaten ücretsiz tedavi hakkına sahip. Üçüncüsü; ebeveyni üzerinden sağlık hizmeti alan çocuk eğer lise veya dengi okulda ise 20 yaşına kadar, yükseköğrenim görüyorsa 25 yaşına kadar sağlık hizmetinden yararlanabilecek. Bu yaşın üzerindeki çocuklar, GSS açısından bireysel olarak değerlendirilecek. Kendi çalışmaları nedeniyle gelirleri varsa ve bu gelir aylık 127 YTL'nin üzerinde ise kazançlarının yüzde 12'si oranında prim ödeyecek. Eşik değerin altındaki gelir sahibinin primini devlet verecek. Bugünkü yasalara göre evlenmemiş, çalışmayan, iş bulamayan kız çocuğu, yaşı ne olursa olsun sağlık sigortasından yararlanırken, yeni yasayla kız çocuklarının sağlık sigortası hakkı 18 yaş ile, eğer üniversite öğrencisi ise 25 yaşına kadar geçerli olacak.
Kayıt Dışı Çalışanların Durumu Ne Olacak?
Herkesi kapsayacağı iddia edilen Genel Sağlık Sigortası, kayıt dışı çalışanları kapsamıyor. İşvereni primini yatırmadığı, ve devlete herhangi bir gelir beyan edemediği için kayıt dışı çalışan milyonlarca kişi GSS kapsamı dışında kalacak. İşsizlerde ise ancak İşsizlik Sigortası kapsamında olan çok sınırlı bir kesimin primini devlet yatıracak. Diğerleri ise prim yatıramadıkları için bu sigortanın kapsamı dışında olacaklar. Yeşil kartlıların primi aylık gelirleri 127 YTL’den az ise devlet, daha doğrusu kayılı işgücü tarafından ödenecek. Yalnız ister kayıtlı, ister kayıt dışı, isterse yeşil kartlı olsun herkesten katkı payı alınacak.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TUİK) rakamlarına göre Türkiye’de toplam istidam edilenlerin sayısı 22 milyondur. Kayıt dışı çalışanların oranı ise %60’a yaklaşmıştır. Bir fon olarak çalışması planlanan GSS’nin kayıt dışı istihdamı modele nasıl dahil edeceği şüphelidir. Bunun durum, prim yükünün önemli ölçüde kayıtlı işgücü üzerine (kamu emekçileri ve kayıtlı çalışan ücretliler) yıkılacağı anlamına gelmektedir.
GSS Ne Kadar Sağlık Güvencesi Getiriyor?
GSS, her sigortalıdan prime esas gelirinin yüzde 12.5’u oranında sağlık primi kesilmesini öngörüyor. Bunun yüzde 7.5’u işveren, yüzde 5’i çalışan payı olacak. Yasaya göre primini ödemeyenler, sağlık hizmetlerinden yararlanamayacaklar.
Yasanın kapsamındaki nüfus için çok bir şey değişmiyor gibi görünüyor ama, burada en temel noktalardan birisi, sağlık hizmetlerini sınırlayan Temel Teminat Paketi uygulaması. Her ne kadar temel teminat paketi ifadesi kavram olarak yasadan çıkarılsa da bugün aldığımız sağlık hizmetlerinin 1 Ocak 2007’den itibaren sınırlandırılacak. Temel Teminat Paketi dışında kalacak hizmetler ücretsiz alınamayacak. Almak istenirse cepten ödeme yapmak gerekecek.
GSS Sistemini Uygulanan Ülkelerde Durum Nedir?
GSS sistemi uygulayan tüm ülkelerde bir süre sonra hizmet azalmış, ancak katkı payı sürekli artırılmıştır. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre ülkeler bu sistemden dönmeye çalışmaktadırlar. Almanya’nın “sağlık paketini” daraltma ve prim oranlarını artırma eğilimine girmesi yüzbinleri sokağa dökmüştür. Almanya emeklilere ödenen maaşları yüzde 10 azaltmayı planlamaktadır. İtalya da 2008 yılından sonra, emeklilik yaşını 60’dan 65’e, minimum çalışma süresini 35’ten 40’a çıkarmayı planlamaktadır. İsviçre’de hastaların tedavi masraflarında, katkı payı % 10’dan % 20’ye çıkarılmıştır.
Dünyanın çeşitli ülkelerinde yapılan reformlar, hedeflendiği gibi kamu harcamalarının/sağlık giderlerinin azalması sonucunu doğurmamış, özel sermayenin sağlık piyasasına girmesi, iddia edildiği gibi fiyatların düşmesine ve daha nitelikli hizmet alınmasına neden olmamıştır. Aksine, özellikle 1980 sonrasında yapılanlar, sağlık hizmetlerinin kapsamının daraltılmasından hastanelerin özelleştirilip kapatılmasına kadar değişen boyutlarda sağlık sistemlerini etkilemiştir ve hala etkilemektedir.
Sonuç
Türkiye'de ne dünyada sosyal güvenlik ve sağlık sistemlerinin krize girmesinin nedeni “yaş sınırları” ya da “prim gün sayısı”nın azlığı değildir. Çünkü mevcut sosyal güvenlik sistemleri; işçi ve emekçilerin asgari olarak düzenli bir işte sigortalı olarak (emeklilik ve sağlık sigortası), 25-30 yıl çalışarak emekli olmalarını, bu süre içinde sağlık sisteminde de her tür sağlık hizmetini parasız olarak almaları üstüne kurulmuştur. Ve bu sistem, bu temel düzen değişmedikçe, tüm eksikliklerine karşın olumlu bir işlev görmüştür. Gelişmiş kapitalist ülkelerde sistem “daha çok hizmet” verirken geri ülkelerde “az hizmet” vermiş, ancak işleyiş mantığı ve amacı aşağı yukarı aynı olmuştur.
Esnek çalışma biçimlerinin, üretim ve hizmet birimlerinde mevcut çalışma ilişkileri sistemini parçalayarak; düzenli ve belirli bir iş günü, belirli bir iş haftası ve sigortalı çalışma zorunluluğunu (yasalarda bu zorunluluk olmasına karşın) ortadan kaldırmış olması; sosyal güvenlik sistemlerini çöküşe götüren yolu açmıştır. Ortaya çıkan açıkların hazineden karşılanması yerine hükümetler; bunu giderek sayısı ve prim ödeme imkanları azalan sigortalıların üstüne yıkan yöntemleri devreye sokmuş ancak; yapılan “düzenlemelere” karşın sistemdeki çöküş sürmüştür. Çünkü; esnek çalışmanın, kuralsız ve sigortasız çalıştırmanın yaygınlaşması, yapılan “iyileştirmeleri” bile önemsiz hale getirmiştir.
Sosyal güvenlik ve sistemini tahrip eden temel faktör; çalışma düzeninin esnekleştirilerek, çalışma ilişkilerine kuralsızlığın egemen olmasıdır. Bu temel etkene karşı mücadele edilmeden; 4857 Sayılı İş Yasası ile yasallaştırılan esnek çalışma yöntemlerine karşı mücadele etmeden; Yeni Personel Yasası ile getirilmek istenen değişikliklere karşı birleşik bir mücadele hattı oluşturmadan; bugün yaşanan tahribatın sonuçlarını ortadan kaldıracak bir sosyal güvenlik sistemi ve sağlık hakkı için mücadeleye girişmek zordur.
Bütün anlatılanlardan hareketle, sağlık sistemini tek çatı altında toplayarak hizmetlerin merkezileşmesi ve halka daha iyi hizmet anlayışının sunulması koca bir yalandır. Sağlık Bakanlığı, bugün ülkedeki tüm sağlık hizmetlerinden sorumlu kurumdur. Ancak bu sorumluluğunu ne kadar yerine getirebildiği, sağlık sisteminin içinde bulunduğu içler acısı duruma bakınca kolaylıkla görülebilir. Bütçenin üçte birini faiz harcamalarına ayırırken, halkın eğitimine ve sağlığına gelince “para yok” diyenlerin, sağlık hizmetlerini düzeltmesi ve herkese eşit sağlık hizmeti sunması mümkün değildir.
Türkiye’de tıpkı özelleştirmeler ve “mezarda emeklilik” tartışmalarında olduğu gibi, kamu emekçilerine, işçilere, halka yönelik olarak yapılan dezenformasyon (yanlış bilgilenme), başka bir ifade ile yalan propaganda en üst seviyelere çıkmıştır. Kamu hizmetlerinin işlememesi için elinden geleni yapan AKP Hükümeti, halkın gözünün içine bakarak “bu hizmetleri özelleştirirsek, daha kaliteli hizmet alırsınız” demektedir. Ancak bu yalan propaganda yapılırken, yoksul halkın cebinden kaç para çıkacağından, kamu emekçilerinin ne gibi hak kayıplarına uğrayacağından hiç bahsedilmemesi, “reform” olarak geçirilen söz konusu yasaların kolay kabullenmesi için yaratılan bilinç bulanıklığından başka bir şey değildir.
Bilindiği gibi, 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasasının bazı maddeleri Anayasa Mahkemesinin 15.12.2006 tarihli kararı ile iptal edilmiş ve yürürlüğü durdurulmuştur. Anayasa Mahkemesi’nin 31.12.2006 tarihli gerekçeli kararının ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanan 5510 Sayılı Kanunda yapılması düşünülen değişikliklere ilişkin taslak metin 25.10.2007 tarihinde Çalışma Ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik tarafından basına ve kamuoyuna açıklanmış ve sosyal taraflara iletilmiştir.
5510 Sayılı Yasanın kimi maddelerinde Anayasa Mahkemesi’nin kararına istinaden değişiklik yapan mevcut taslak incelendiğinde görülmektedir ki, yapılan değişiklikler çalışanlar arasında eşitsizliği daha de derinleştirmekte, mevcut hakları budanmakta ve sağlık hizmetlerinden yararlanmayı zorlaştırmaktadır.
Getirilen düzenlemelere bakıldığında, değişikliğin amacının Anayasa Mahkemesi’nin verdiği iptal kararına uymak olmadığı görülmektedir.
Anayasa Mahkemesinin özellikle kamu çalışanları yönünden verdiği iptal kararına rağmen, Taslak metin Eski memur-yeni memur ayrımı yaparak Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının sonuçlarını ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır.
Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından bağımsız olarak taslak metinde sigortalılar aleyhine bir çok yeni düzenleme yapılmıştır.
- Emekli aylığı bağlama oranlarında “alt sınır” kaldırılmıştır. Bu durum emekli aylıklarının daha da düşmesi anlamına gelmektedir.
- Emzirme yardımı asgari ücretin 1/3’ü tutarında iken 1/10’a düşürülmüştür.
- Geçici iş göremezlik ödeneği günlük kazancın üçte ikisi iken, beşte üçe düşürülmüştür.
- Cenaze ödeneği asgari ücretin 3 katından 2 katına indirilmiştir.
- Sakatların emekli olabilmeleri için gerekli 15 yıllık çalışma şartı 18 yıla çıkarılmıştır.
- Ölüm aylığı bağlama şartı 900 günden 1800 güne çıkarılmıştır.
- Basım ve gazetecilik işyerinde çalışanlar, Basın Kanununa göre çalışanlar, basın kartı sahibi iken kamu kurumlarında mesleği ile ilgili istihdam edilenler, Röntgen işlerinde çalışan sağlıkçılar, Havayollarında uçucu personel, lokomotif makinistleri, infaz koruma memurları, Posta dağıtıcıları, TRT’de haber hizmetinde çalışanlar, Zirai Mücadele ve karantina teşkilatında çalışanlar, Devlet Tiyatrosu sanatkarları, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası çalışanlarının 360 günlük hizmetlerinin karşılığı 90 günlük fiili hizmet süresi zammı kaldırılmıştır.
- Fiili Hizmet Zammından yararlanabilmek için 3600 gün (10 yıl) fiilen çalışma şartı getirilmektedir. Emniyet, MİT ve TSK dışındakilere fiili Hizmet Süresi zammı 5 yılla sınırlandırılmıştır.
Çalışanlar açısından kazanılmış hakların ortadan kaldırılmasına yönelik bir çok düzenleme yapılan taslak metinde TBMM Başkanı ve Başbakana şartsız aylık bağlama imkanı getirilmiş, ayrıca, emekliliği hak etmeyen milletvekillerine ve hak sahiplerine özel bir düzenleme ile temsil tazminatı adı altında aylık bağlanması sağlanmıştır.
GENEL SAĞLIK SİGORTASI
Genel Sağlık Sigortası, sağlık hizmetlerinden ve diğer haklardan yararlanmayı bir hak olarak tanımlanıyor ise de sigortalının “prim” ve “katılım payı” adı altında bir bedel karşılığında sağlık hizmetlerinden yararlanılmasını öngördüğünden, mevcut yasada sağlık bir “hak olmak” tan çıkarılmaktadır.
GSS sağlığı, ancak karşılığı ödenince sunulan, “satın alınan bir hizmet”e dönüştürmektedir.
Genel Sağlık Sigortası; GSS finansmanın Asgari ücretin 1/3’ünün altında geliri olanlar dışında çalışanlardan alınacak primlerle karşılanmasını öngörüyor. Yani, herhangi bir nedenle yoksul (!) kategorisine girmeyen fakat prim de ödememiş olan yurttaşlar, sağlık hizmetlerinden yoksun kalabilecek.
Sağlık sigortası için yoksulluk sınırı bugünkü haliyle 139,60 olarak belirlenmiştir. Aylık geliri bu miktarın üzerinde olanlar her ay 73 ile 475 YTL arasında genel sağlık sigortası primi ödemek zorunda kalacaklardır.
Genel Sağlık Sigortası; Sağlık hizmetlerini devletin vatandaşa karşı asli görevi olarak değil, Sağlık hizmetinin para ile satın alındığı müşteri-satıcı ilişkisine dönüştürmektedir. .
Yasa taslağına göre sağlık hizmeti için ödenecek primlerde “günlük kazanç” göz önüne alınacaktır. Ülkemizde nüfusun büyük bir kesimi alt ve orta gelir düzeyindedir. Vatandaşlardan “sağlık hizmeti için bir karşılık ödemeleri” koşulu getirilirse, bu kesim sayıları nedeniyle, “oransal ve meblağ olarak” aslında hizmetin büyük bir bölümünün finansmanını karşılama durumunda olacaktır. Aslında primlerinin devletçe ödeneceği söylenen “yoksulların” yükü de, ülkede vergi ücretlilerden toplandığı ve “dolaylı vergiler”in oran ve yoğunluk olarak “gelir/kazanç vergileri”nden fazla olduğu için yine bu “sabit gelirli ve ücretli” kesimlere yüklenecektir.
Yasanın hizmet kapsamında olsa bile “hizmetten yararlanma” sırasında ödenecek bedel ve tedavi ve uygulamalardaki “katılım payı” ödemesini zorunlu kılmıştır. Hastalıkların tanı ve tedavisi sürecinde kullanacak “ilaç ve diğer tedavi bedelleri” ile ilgili ödenecek katılım payı da (yasaya göre en çok %20 oranında olacak) sağlığın finansmanı bakımından yoksullar açısından önemli bir yük yaratacaktır. Yeni düzenlemede katılım payı alınacak sağlık hizmetleri içine yatan hastaların tedavi bedelleri de ilave edilmiştir.
Sigorta kapsamı içindeki vatandaşların “katılım payları”nı ödeyememeleri, hizmet almaktan kaçınmalarına veya gecikerek hizmet talep etmelerine yol açacaktır. Gerekli “hizmeti talep etmeme” tutumu sağlığı koruyucu ve önleyici hizmetlerin talebini de ortadan kaldıracaktır. Her ne kadar yasada “katkı payı ödenmeyecek durumlar” arasında “Aile hekimi muayeneleri ve kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri”ni saymışsa da bunun kapsamı ve içeriği net ve somut değildir
GSS’nin vereceği sağlık hizmetini “sahip olduğu kaynaklar” yani “kasasındaki para, toplayabildiği prim ve katkı payları” belirleyecektir. Bu nedenle GSS’nin ilgili kurulları aracılığıyla “kapsam içi-kapsam dışı hizmet ve ürünleri” belirleme durumunda kalacaktır. Bu giderek gereksinilen sağlık hizmetinin, bedeli GSS tarafından ödenen bölümünün giderek daralması sonucunu doğuracaktır.
Sağlık harcamalarını karşılamaya yönelik olarak ücretler veya kazançlardan kesilen primler ancak ücret ve kazancın kayıtlı olduğu ve tutarının bilindiği durumlarda doğru bir şekilde toplanabilir. Türkiye'de olduğu gibi, işgücünün sadece küçük bir kısmının kayıtlı olarak çalıştığı, birçoğunun aldığı ücret veya maaşın doğru olarak beyan edilmediği bir durumda kesinti olarak prim almanın ne kadar zor olacağı açık. Böyle bir durumda, kayıt dışı ekonominin içinde olan kişilerin kendi istekleriyle, gönüllü olarak, prim katkısında bulunmaları bekleniyor. Prim katkısında bulunmayanların sağlık sigortası kapsamının dışında bırakılacağı durumda bu sigorta "genel" olmaktan çıkacaktır.
Türkiye'de en az 10 milyon kişinin hiçbir sağlık güvencesi bulunmuyor. Yani, Emekli Sandığı, SSK, Bağ-Kur veya Yeşil Kart sistemlerinden hiçbirine dahil değiller. Bu açıdan Türkiye'de prime dayalı şekilde oluşturulacak bir sağlık sisteminin ne mevcut finansman sorununu çözmek ne de arzu edilen düzeyde kapsayıcılık sağlamak açısından yeterli olamayacağı açıktır. Tam tersine, böyle bir sistem hem gerekli fonları toplayamayacak hem de sağlık hizmetlerinin kapsayıcılığı açısından sağlık sigortasının "genellik" niteliğini ortadan kaldıracaktır.
GSS'ye ödenen prim ile, GSS'den yararlanan nüfus arasında makul bir dengenin olması gerekir ki bunun sağlanması “tam kayıt altında ekonomi ve tam kayıt altında istihdam yanında tam kayıt altında bir gelir izlemesi”yle mümkündür.
GSS, Sağlığın özelleşmesini hızlandıracaktır. GSS’nin finansman sağlayacağı sağlık kuruluşları, mevcut hükümetlerin GSS ile birlikte gündeme getirdikleri “kamu sağlık kurumlarının özelleştirilmesi” uygulaması da gerçekleştiğinde artık “tümüyle özel kuruluşlar” olacaktır.
Karşılığını GSS’nin ödediği bir sağlık hizmeti sunan bu sağlık kuruluşlarının bu alana “ticari kaygıları” için girmiş olmaları doğaldır. Bu ise “hizmetin pahalılaşmasına” yol açacaktır. Çünkü “ticari kaygı” demek “daha çok kâr elde etmeye çalışmak” demektir. Mevcut kaynağın gider kalemleri arasına bir de “kâr”ın eklenmesi ya daha az hizmet, ya da daha pahalı hizmet anlamına gelecektir. Dolayısıyla ticarileşmiş sağlık hizmeti “bedel karşılığı verilen ve 'kâr etme mantığı' üzerinden kurgulanan bir sağlık hizmeti giderek pahalanacaktır.
Yeni düzenleme ile özel hastanelerin hastalardan devletin açıkladığı fiyat listesinin üç katı kadar fark almasına olanak tanınıyor.
Bu pahalılık giderek hizmet bedelinin GSS kasasından sağlanamaması bir anlamda GSS'nin batması anlamına geleceğidir. Bu da yine sağlık hizmetine ulaşma ve yararlanma hakkının ihlâlidir.
Emek Platformu Başkanlar Kurulu, Platformu oluşturan tüm kuruluşların katılımıyla 10 Mart 2008 tarihinde saat 15.00’te Türk-İş Genel Merkezi’nde toplanarak, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı’na ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Toplantının ardından, Emek Platformu Başkanlar Kurulu ortak bildirisi açıklandı:
Emek Platformu Başkanlar Kurulu, Yasa Tasarısı’nın çalışanlar emekliler, dul ve yetimleri için ağır hak kayıplarına neden olduğu tespitini yapmış, emeklilik ve sağlık alanında köklü değişiklikler yapan ve kazanılmış hakları geriye götüren tasarıyı sosyal devlet ilkesine aykırı olarak değerlendirmiştir.
Emek Platformu Başkanlar Kurulu, Hükümetin Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı ile ilgili olarak örgütlerimizin görüş ve önerilerini dikkate almadığı ve tasarının çalışanların koşulları ve ülke gerçekleri ile örtüşmediği sonucuna varmıştır.
Emek Platformu Başkanlar Kurulu, bu tasarının yasalaşmaması gerektiği kararına vararak tasarıya karşı ortak eylem kararı almıştır.
Alınan karara göre,
-13 Mart Perşembe günü tüm illerde kitlesel basın açıklamaları yapılacaktır -14 Mart Cuma günü saat 10.00-12.00 arasında uyarı amaçlı “çalışmama hakkını” kullanacaktır. -Bu uyarılara rağmen tasarı TBMM Genel Kurulu’nda bu haliyle görüşülmeye başlanırsa, aynı gün Emek Platformu bileşenlerinin yöneticileri ve temsilcileri Ankara’da toplanıp tepkilerine TBMM’ye ileteceklerdir.
Emek Platformu, gelişmeleri izleyecek ve gerektiğinde yeni değerlendirmeler yapmak üzere toplanacaktır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Emek Platformu Başkanlar Kurulu
TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK, KESK, Türkiye Kamu-Sen, Memur-Sen, BASK, Türkiye İşçi Emeklileri Derneği, Tüm İşçi Emeklileri Derneği,Tüm Bağ-Kur Emeklileri Derneği, TMMOB, Türkiye Barolar Birliği, Türk Tabipleri Birliği, Türk Diş Hekimleri Birliği, Türk Eczacıları Birliği, Türk Veteriner Hekimler Birliği, TÜRMOB