28 Mart 2008 Cuma

2008-03-26
IMF ve Dünya Bankasının dayatmaları sonucu gündeme gelen ve sağlık ve sosyal güvenlik alanının piyasalaştırılmasını hedefleyen SSGSS yasası, uzun süredir emek örgütlerinin ve kamuoyunun gündemini meşgul etmektedir. KESK, SSGSS yasası ilk gündeme geldiği andan itibaren bu yasanın Sosyal Devlet anlayışının tasfiyesinin bir parçası olduğunu tespit ederek, bu yasayla halkın sağlık ve sosyal güvenlik haklarının büyük bir tahribata uğrayacağını dile getirmiştir. Bugüne dek, kimi zaman kendi örgütlülüğümüzle kimi zamansa değişik emek ve meslek örgütleriyle birlikte, sağlık hakkımızı ve geleceğimizi elimizden almaya çalışan bu yasaya karşı mücadelemizi sürdürdük.

KESK, başından bu yana SSGSS yasasının taşıdığı “neo-liberal öz”e itiraz ederek, yasanın tümden geri çekilmesini istemiş ve bu yöndeki taleplerini dile getirmiştir. Bunun yanı sıra, bugüne kadar, yasaya karşı kamuoyu bilinci oluşturabilmek ve güçlü bir muhalefet inşa edebilmek için mümkün olan en geniş toplumsal kesimlerle yan yana gelmek için çaba sarf etmiştir.

Bilindiği gibi, SSGSS yasasının meclis Genel Kurulu gündemine getirileceğinin kesinleşmesiyle, Emek Platformu uzun bir aradan sonra yeniden bir araya gelmiş ve yapılan toplantıda bir dizi eylem ve etkinlik kararı alınmıştı.

Toplantıda alınan karar gereği 13 Mart 2008 tarihinde bütün illerde ortak basın açıklamaları düzenlenmiş, 14 Mart 2008 tarihinde ise yurt genelinde 2 saatlik iş bırakma eylemi gerçekleştirilmiştir.

Emek Platformu’nun bu kararlı tutumu, kamuoyu tarafından umutla karşılandığı gibi, Hükümeti de bugüne kadar dikkate almadığı emek kesimleriyle yeniden masaya oturmaya zorlamıştır. Emek Platformu kendi içerisinde yaptığı çalışmalar sonucunda SSGSS yasasına karşı itirazlarını 19 başlık altında toplamış ve bu başlıkları ortaklaşa savunma kararı almıştır.

Geçtiğimiz hafta içerisinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, İşçi ve Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonları ve Emekli Dernekleriyle bir araya gelerek görüşmelerde bulunmuştur. Bu görüşmelere paralel olarak Bakanlığın ve Sosyal Güvenlik Kurumu’nun uzmanları ile yasa üzerinde çeşitli çalışmalar yürütülmüştür.

Tüm bu çalışma ve toplantıların ardından 24 Mart 2008 tarihinde Emek Platformu Başkanlar Kurulu bir kez daha bir araya gelerek, yaşanan gelişmelerle ilgili fikir alışverişinde bulunmuş ve aynı gün öğleden sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ile yapılacak görüşmede takınılacak tutum konusunda ortaklığa varılmıştır. Bu ortaklaşmaya göre yasayla büyük hak kayıplarına uğrayacağımız 7 temel başlık konusunda “olmazsa olmaz” bir kararlılık göstereceğimizin altı çizilmiştir. Bu temel başlıklar: prim ödeme gün sayısının 7000 olarak belirlenmesi, emeklilik yaşının 58-60 olarak kalması, aylık bağlama oranlarında hak kaybının olmaması, fiili hizmet zamlarının kapsamının daraltılmaması, temel teminat paketi- ilaç-fiyatlandırma komisyonlarına meslek örgütleri temsilcisinin alınması, Emekli aylıklarının hesaplanmasında refah payının tamamının yansıtılması ve katkı-katılım paylarının kaldırılması olarak tespit edilmiştir.

24 Mart 2008 Pazartesi saat 15.00’de, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ile SSGSS yasası hakkındaki değerlendirme, itiraz ve önerilerimizi dile getirdiğimiz bir görüşme yapılmıştır. Yaklaşık 5 saat süren toplantı sonucunda Emek Platformu’nun önerilerini dinleyen Bakan ve Uzmanlar bazı konu başlıklarında taleplerimize paralel düzenlemelere gidilebileceğini dile getirmiştir. Toplantı sonrasında Faruk Çelik bir açıklama yaparak söz konusu toplantıda katedilen mesafe ile ilgili basına bir açıklama yapmıştır. Bakan Çelik’in açıklaması ardından Emek Platformu adına Türk İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu da bir açıklama yaparak bazı hususlarda görüş birliğine varıldığını, fakat Emek Platformu’nun itirazı olan konuları önümüzdeki günlerde de gündemden düşürmeyeceğini dile getirmiştir.

Yapılan görüşme sonucunda yasadaki bazı parametrelerde Hükümet geri adım atmış, fakat yasanın bütünlüğüne sirayet eden özde bir değişim olmamıştır. Diyalog sürecinde hükümetin attığı geri adım, hak kayıplarımızın bir kısmını ortadan kaldırır nitelikte olsa da, yasa geleceğimizi tehdit etmeye devam etmektedir. KESK, Emek Platformunda belirlenmiş olan temel parametrelerde bütünlüklü bir değişim olmadığı sürece SSGSS yasasına karşı mücadele etmekte kararlıdır.

SSGSS Yasası İle İlgili Emek Platformu Önerileri ve Bakanlıkta Yapılan Toplantı Sonucu Gelinen Noktaları PDF olarak açmak/indirmek için TIKLAYINIZ.

(eğitim sen)


afiş: Hande Dilek Akçam

27 Mart 2008 Perşembe

Evet, tuhaf gözüküyor ama sosyal güvenlikteki “uzlaşmanın” özeti budur: “Temel parametreler” hariç bir uzlaşmaya varılmış! Biraz daha sadeleştirerek söyleyelim; SSGSS’nin esasında bir uzlaşma yok. Esasta hükümetin dediği (IMF ve Dünya Bankası’nın dediği) olurken esasa girmeyen konularda ise Emek Platformu’nun dediklerinin bir kısmı kabul edilmiş. Nitekim Bakan “uzlaşma gecesi” yaptığı açıklamada “temel parametreler” konusundaki talepleri kabul etmediklerini açıkça söyledi (25 Mart 2008 tarihli gazeteler).

Ancak iki gündür sosyal güvenlikte uzlaşma rüzgârları esiyor. O hırçın hükümet, herkesle kavgalı hükümet; sendikalara “yalancı” diyen başbakan gitmiş onun yerini “sosyal taraflarla” uzlaşmış, sağduyulu, munis bir hükümet ve Çalışma Bakanı almış. Başbakan, Çalışma Bakanı Çelik’i ne kadar takdir etse azdır. Çelik, temel hedeflerinden geri adım atmaksızın bir uzlaşma illüzyonu yaratmayı başardı. Emek Platformu bileşenleri, Bakanlığın kapısındaki o resim içinde yer alarak hükümete adeta can simidi uzattılar; Üstelik SSGSS’nin temel felsefesini değiştiremedikleri halde.

Hükümet sosyal güvenlik müzakeresini gayet “başarılı” yürütmüş ve sözde reforma son aşamada sendikaları da ortak etmeyi başarmıştır. Geri adım atmış izlenimini vererek, tansiyonu düşürmüş, sendikaları oyalamış ve beş saatlik bir toplantı sonunda “7200 gün” sürprizi ile ters köşeye yatırmıştır. “Hâlâ itirazlarımız var” dense de, Bakanlığın kapısındaki “o resim”den ve yaratılan uzlaşma illüzyonundan sonra geçmiş olsun! Kamuoyunun gazı alınmıştır, basının gazı alınmıştır, muhalefetin gazı alınmıştır. Geçmiş olsun! Emek Platformu, mart ayı içinde gayet başarılı yürüttüğü çalışmaları, yükselen toplumsal tepkiyi altın bir tepside hükümete sunmuştur.
SSGSS’nin temel parametreleri (hedefleri) nelerdi? Daha güç, daha geç emeklilik; daha düşük emekli maaşı. Diğer bir ifadeyle sigortalıdan çalışandan daha fazla prim almak ancak daha az hizmet ve hak sunmak. Genel sağlık sigortasının temel parametreleri ise sağlık hizmetlerinin paralı hale getirilmesi, özelleştirilmesi ve piyasalaştırılması idi. SSGSS’nin bütün hükümleri bir oya gibi bu amaçlar doğrultusunda örülmüştü. Peki ne oldu da “uzlaşma” illüzyonu ortaya çıktı? Yakından bakalım:

•Soru: Emekli aylık bağlama oranlarının düşürülmesi konusunda kimin dediği oldu? Yanıt: Hükümetin. Yeni işe girenlerin emekli aylık bağlama oranları ortalama yüzde 2.6’dan yüzde 2’ye düştü. Halen çalışanların ilk on yıllık hizmeti için yüzde 3.5 olan aylık bağlama oranı on yıldan arta kalan süreler için 3’e düştü.
•Soru: Emeklilik yaşı konusunda kimin dediği oldu? Yanıt: Hükümetin. 58-60 yaş sürecek ve ileride 65 olacak. Üstelik erken emeklilik pek çok sektörde kaldırıldığı bazı çalışanlara ek süre getirilmiş oldu.
•Soru: Güncelleme katsayısında kimin dediği oldu? Yanıt: Hükümetin. Emekliler milli gelir artış oranının yüzde 100’den değil yüzde 30’undan yararlanacak. Emekli aylıkları düşecek.
•Soru: Emekli aylıklarının alt sınırında kimin dediği oldu? Yanıt: Hükümetin. Emekli aylığı alt sınırı yüzde 35-40 olarak saptandı. Özellikle düşük ücretlilerin emekli aylıkları düşecek.
•Soru: Fiili hizmet zammında (itibari hizmet süresi) kimin dediği oldu? Yanıt: Hükümetin. Gazeteciler dahil geçmişte fiili hizmet süresinden yararlanan çalışanların çoğu artık erken emekli olamayacak.
•Soru: Malullük aylığı konusunda kimin dediği oldu? Yanıt: Hükümetin. 5 yıl ve 900 gün koşulu 10 yıl ve 1800 güne çıkarıldı. İnsaf! Sanki insanlar keyifleri için malul kalıyor!
•Soru: Emekli aylıklarının yükseltilmesinde, enflasyon ile birlikte refah payının da dikkate alınması konusunda kimin dediği oldu? Yanıt: Hükümetin. Emekli aylıklarının ilk hesaplanmasında olduğu gibi artırılmasında da emekliler milli gelirden pay alamayacak.
•Soru: Genel sağlık sigortasının temel parametreleri konusunda kimin dediği oldu? Yanıt: Hükümetin. Özel hastanelere ödenecek farklar ve istisnai hizmetlerde ödenecek farklar konusunda hükümetin dediği oldu. Sağlığın özelleşmesinin yolu açıldı.
•Soru: Genel sağlık sigortasında yoksulluk sınırının asgari ücretin üçte biri olarak belirlenmesinde kimin dediği oldu. Yanıt: Hükümetin.

Bardağın dolu tarafını görmediğimi düşünenler için yazayım. Evet bardağın içinde birkaç damla var. Bunlardan biri 7200 gün. Hükümetin 9 binden 7200 güne inmesi hararetle karşılandı ama bu taviz bir illüzyondur. Emekli yaşı ile birlikte ele alınmayan prim gün sayısı fiilen anlamsızdır. Örneğin 7200 prim gün sayısını 45 veya 50 yaşında dolduran bir çalışan 58-60 veya 65 yaşına kadar beklemek zorunda. Onca yıl boşta bekleyemeyeceği için prim gün sayısı fiilen 8-9 bin güne yine yükselecek. Bardaktaki diğer damlalar ise (emzirme yardımı, cenaze yardımı, çeyiz parası, diş protez katkı paylarının düşürülmesi) önemsiz değil ama esası değiştirmeyen konular.
Eğer sendikalar tepki göstermeseydi bu adımlar da atılmayacaktı. Ancak bardaktaki birkaç damla için hükümetin uzlaşma illüzyonu içinde yer almak, SSGSS’yi onaylar duruma düşmek ve Emek Platformu’nun potansiyelini heba etmek gerekmiyordu. Emek Platformu, SSGSS’de kırmızı çizgilerini koruyamadı. Yazık oldu.

aziz çelik-birGün

Emek Platformu, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun çağrısıyla yarın (27 Mart) saat 14:00'te Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) tasarısıyla ilgili toplanıyor.

Tasarı Meclis'te "temel yasa" niteliğiyle görüşülecek. Bu 30 maddelik bölümler halinde hızla oylanması ve üzerine konuşma yapılmaması anlamına geliyor.

Gürsoy: "Sevindirici uzlaşma havası" gerçeği yansıtmıyor

Hafta başında Bakan Faruk Çelik'le görüşmeye katılan Emek Platformu Başkanlar Kurulu'nda yer alan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Gençay Gürsoy, görüşmeden sonra basına yansıtılan "sevindirici uzlaşma havası"nın gerçeği yansıtmadığını, zira görüşmenin ardından özellikle sağlık alanında "kazanılmış ciddi bir şey olmadığını" bianet'e söyledi. TTB'nin muhalefetini sürdüreceğinin altını çizdi.

bianet'in görüştüğü Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Başkanı İsmail Hakkı Tombul da muhalefetlerinin süreceğini, bir ilerleme olduğunu düşünmediklerini, Emek Platformu sürecini bekleyeceklerini dile getirdi.

DİSK: AKP oldu bittiye getiriyor

DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi bugün (26 Mart) yaptığı açıklamada, hükümetin görüşmeleri, sonuçlanmış ve uzlaşmaya varılmış gibi sunmaya çalıştığını, hükümetin emeklilik yaş haddinin 65 olması, refah payı ve fiili hizmet zammı konularında yasa taslağının aynen kalmasında ısrar ettiğini söyledi.

Çelebi, daha önce "yasanın her aşamasında itiraz ve katkıları alabileceğini" söyleyen hükümetin tasarıyı "temel yasa" olarak görüşmesini de eleştirdi.

"Yasaya karşı itirazlarımız sürerken, Meclis’te “temel yasa” olarak görüşülmek istenmesi, bir oldu bittiye getirilerek halkın yasayı etraflıca algılamasının engellenmesi. Bu yöntemle hükümet, yasanın her aşamasına halkın ve sosyal tarafların katılmasını engelliyor, Meclis’teki partilerin ve vekillerin yasayı toplum önünde tartışmasını önlüyor. Hükümetin bu 'oldu bittiye getirme' tavrını kınıyoruz!"

"Eylemi sürdürelim"

Konfederasyonun Genel Sekreteri Tayfun Görgün de Emek Platformu'nu toplantıya çağırdıklarını, yarından itibaren muhalefet partilerini ziyaret edeceklerini, yarın DİSK'in örgütlü olduğu yerlerde 12:00-13:00 arasında hükümetin tavrını protesto edeceklerini ve Emek Platformu'nu 1 Nisan'da Meclis önünde etkinlik düzenlemeye çağırdıklarını duyurdu.


bianet

Hükümet, Emek Platformu bileşenleri ile varılan uzlaşmayı fırsat bilerek, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Yasa Tasarısı’nı Meclis’e taşıdı. Çalışma Bakanı Faruk Çelik, yaptığı görüşmelerde yasanın görüşülmesine bugün başlanacağını bildirdi. Çelik, bu yasanın ardından kıdem tazminatını hedefe koyan istihdam paketinin tartışmaya açılacağını söyledi. Bir yandan da emek örgütü temsilcilerinin ve emekçilerin yasaya ve hükümete tepkileri sürüyor.
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, yaptığı yazılı açıklama ile SSGSS’nin sosyal devletin tasfiyesi anlamına geldiğini söyledi. Soğancı, yasayla tüm vatandaşların sağlık ve sosyal güvenlik haklarının büyük tahribata uğrayacağını dile getirdi. Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi ile Ankara Barosu Yönetim Kurulu’nun ortak açıklamasında da tasarının genel olarak tüm sigortalıların haklarını geriye götüreceği ifade edildi. Açıklamada “Bu yasa tasarısı, kadınları yine ucuz emek, yedek iş gücü ve kayıt dışı istihdamın her türlü kuralsızlığına dayanmak zorunda olan bireyler olmaya mecbur bırakacaktır” denildi.
DİSK’ten yapılan açıklamada ise Emek Platformu’na acil toplantı çağrısı yaptı. DİSK bölge ve il temsilciliklerinin olduğu bütün illerde yarın saat 12.00 ile 13.00 arasında SSGSS’ye karşı eylem yapılacağı bildirilen açıklamada, aynı gün Meclis’teki mufalefet partilerinin de ziyaret edileceği kaydedildi. Ayrıca Emek Platformu’na 1 Nisan’da Meclis önünde eylem yapma çağrısında bulunuldu.
KESK Genel Başkanı İsmail Hakkı Tombul da hükümetin toplum vicdanında oluşan rahatsızlığı gidermeden, emek örgütlerinin taleplerini karşılamadan, toplumsal bir mutabakat sağlamadan yasanın Meclis’e taşınmaması gerektiğini kaydetti. Tombul, KESK’in, Emek Platformu’nda belirlenmiş olan temel parametrelerde bütünlüklü bir değişim olmadığı sürece tasarıya karşı mücadele etmekte kararlı olduğunu bildirdi.
EP’e tepki
Birleşik Metal-İş Sendikası’ndan yapılan açıklamada ise 24 Mart’ta Çalışma Bakanlığı ile yapılan toplantı sonrası verilen mutabakat görüntüsünün işçiler arasında moral çöküntüsüne neden olduğu bildirdi. “Bu tablo Emek Platformu ve onu oluşturan bileşenlerin, eylem ve etkinlikler süresince söyledikleri sözlerin arkasında durmadıkları ve Çalışma Bakanı’yla ortak açıklamada görüntü vermeyi daha fazla önemsedikleri ortaya çıkmaktadır” denilen açıklamada, mutabakat olarak sunulan uzlaşma ile yürürlükte olan hakların korunmadığı ve geriye gittiği ifade edildi. Açıklamada şunlara yer verildi: “Sendikacılar, genel kurullarında seçilirken, kazanılmış haklarını sermaye ve devletle pazarlık konusu etmek için seçilmiyorlar. Gerçek sendikacılık, kazanılmış hakların hiçbir koşulda pazarlık edilmemesidir. 24 Mart 2008 akşamı, çocuklarımız ve torunlarımızın haklarını pazarlık edenler, işçi sınıfı ve sendikacılık hareketinin tarihine kara harflerle geçmeyi hak etmişlerdir.”
Mitinge çağrı
İzmir’de aralarında işçi ve memur sendikalarının yanı sıra, meslek örgütlerinin bulunduğu Cumhuriyet İçin Güç Birliği Çalışma Grubu da 30 Mart Pazar Günü yapılacak olan “Sağlık ve Sosyal Güvencemi İstiyorum Mitingi”ne çağrı yaptı. Yol-İş İzmir 1 No’lu Şube’de gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan Şube Başkanı Bülent Zenginobuz, “Emek Platformu ile hükümet arasındaki görüşmelerde sadece 7 bin günde bir uzlaşı oldu. Diğer maddelerde bir uzlaşma söz konusu değil. Dolayısıyla mücadele sürüyor. Bu nedenle herkesi 30 Mart’ta Gündoğdu Meydanı’nda yapacağımız mitinge çağırıyoruz” diye konuştu.

(evrensel)

26 Mart 2008 Çarşamba

1990’lardan beri Türkiye’nin gündeminde olan sosyal güvenlik reformu konusu, bu ay içindeki son derece önemli direnişlerle muhtemelen yeni bir siyasi safhaya girmiş bulunuyor. Reform girişiminin içeriği ve sosyal hakları nasıl etkilediği yıllardır ayrıntılı bir biçimde, farklı açılardan tartışılıyor. Benim bu yazıda tartışmak istediğim konu, girişimin, yol açtığı tepkilerin ve bu tepkilere karşı iktidarın takındığı tavrın siyasi açıdan düşündürdükleri, yani reform sürecinin Türk siyaseti açısından ne anlama geldiği.

Reform süreci, Türkiye’de devlet-toplum ilişkilerinin özelliklerini anlamak açısından önemli ipuçları içeriyor. Bu açıdan, eski sosyal güvenlik sisteminin niteliği önemli. Eski sistem, formel sosyal güvenlik kapsamındakilere, işteki konumlarına bağlı olarak emeklilik ve sağlık güvencesi sunan bir sistem. Dolayısıyla bu haklar, vatandaşlık hakları olmaktan çok formel sektörde çalışanların hakları olarak tanımlanabilir. Buna bağlı olarak, çalışanların yarısının formel sosyal güvenlik sistemi dışında kaldığı Türkiye’de, sosyal haklar temelinde ortaya çıkan devlet-vatandaş ilişkisinin çalışanların yarısı için geçerli olmadığı, bu kesimin devletle ilişkilerinin farklı bir nitelik taşıdığı söylenebilir. Bu durumun Türkiye’de siyaset yapma biçimini etkilememesi imkansız.

Türkiye’deki seçim süreçlerinde, sosyal güvenlik sisteminin içerdiği ikili yapıyı yansıtan siyasi amaçlı kaynak kullanımı biçimleri açıkça görülebiliyor. Burada görülen, siyasi rekabetin sosyal hakların içeriğini etkileyen politikalar temelinde değil de, geniş halk kesimlerine sağlanan fırsatlar üzerinden yürütülmesi. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki dönemde, son zamanlara kadar büyük önem taşımış olan gecekondu afları, siyasi rekabetin aldığı şekli yansıtan önemli bir örnek oluşturuyor. Daha yakın dönemde, özellikle AKP’nin iktidara gelmesinden sonra, düzensiz, keyfi ve çoğu zaman ayni nitelikleriyle sosyal hak kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmayan yoksul yardımları, seçim süreçlerini belirlemekte önemli bir rol oynadılar. Giderek, gönüllü girişimler yoksullukla mücadele alanında önemli aktörler haline geldiler ve onların faaliyetleri de seçim sonuçlarını etkileyebilecek bir nitelik kazandı. Bu gönüllü girişimler, her zaman faaliyetleri ve siyasi iktidarla ilişkileri denetlenebilir olan dernekler veya vakıflar değil. Hayırsever şahıslar veya dini cemaatler de, bu alanda yürüttükleri tamamen denetim dışı yardım faaliyetleriyle siyasetin içinde yer alabiliyorlar. Önümüzdeki yerel seçimlerde, özellikle Fetullah Gülen cemaatinin aktif katılımıyla gerçekleşecek gibi görünen Doğu ve Güney Doğu Anadolu belediye seçimlerinde, bu gelişmenin çok çarpıcı örnekleriyle karşılaşmamız beklenebilir.

Bu durum, haliyle, Türkiye’de örgütlü kesimlerin siyasetin aktörleri olarak oynadıkları rolün Batı demokrasilerindekinden farklı olmasına yol açıyor. Bu farklılığın bir yanı, temsil ettikleri kesimlerin haklarını korumak için, veya yeni hak talepleriyle, ortaya çıkan örgütlerin siyasi ağırlığını azaltması. Bu siyasi ağırlığı zayıflatan önemli bir unsur da, iktidara örgütlü kesimlere karşı sosyal haklardan tamamen yoksun kesimi kullanma imkanı vermesi. Bu bağlamda, “asıl halk”ı ikinci kesimin oluşturduğu gibi bir fikir temelinde, “sendikaların bir işçi aristokrasisini temsil ettikleri”, “meslek örgütlerinin halkı değil kendi çıkarlarını düşünmeleri” gibi suçlamaların, sanki çıkar mücadelesi gayrı meşru bir şeymiş gibi, ortaya konulabildiklerini biliyoruz. 12 Eylül darbe rejiminden kalma bir mevzuatla işçi sendikalarının nasıl etkisizleştirildikleriyle, memur sendikalarının grev hakkına sahip olmamaları yüzünden kamu sendikacılığının nasıl kağıt üzerinde kaldığıyla ilgili soruların gündeme getirilmesi bile zorlaşıyor ve demokratik bir toplumda kabul edilmesi mümkün olmayan bir durum, pek zorlukla karşılanmadan sürdürülebiliyor.

Bu ay tanık olduğumuz eylemler, varolan mevzuatla grev hakları engellenmiş olan memur sendikalarının ortaya koydukları son derece meşru sivil itaatsizlik örneğiyle birlikte, örgütlü demokratik toplumlarda devlet-vatandaş ilişkilerinin, yardımseverlik üzerinden değil hak talepleri temelinde biçimlenmesi gerektiğine işaret ettiler. Hükümetin reform tasarısını örgütlü kesimlerle konuşarak yeniden gözden geçirmeyi kabul edeceği yolundaki demeçleriyle, Türkiye’de pek alışılmamış bir demokratik siyasi ortam oluşabileceği yolunda ümitler belirdi. Siyasi yetkililerin hangi hayırsever girişimlerle ortaklaşa kime ne kadar sadaka dağıttıklarıyla belirlenmesi mümkün olmayan bir demokratik siyaset biçimi olabileceği görüldü.

Ama görülmesi gereken bir şey daha var. Bu tür bir demokratik siyaset ortamının yerleşebilmesi için, iki şey daha gerekli. Önce, demokrasinin oy çokluğu ilkesinin ve “sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitleyiz” anlayışının içerdiği ulusal çıkar kavramının ötesinde, farklı çıkar gruplarının hak mücadeleleri temelinde biçimlenen bir siyasi düzen olduğu fikrinin anlaşılması ve kabul edilmesi gerekiyor. Bugün iş başında bulunan hükümetin bu fikri benimsemesi epey vakit alabilir. İkincisi, ancak hak sahibi vatandaşların katılımıyla gerçekleşebilecek olan demokratik süreçlerin, toplumun bütün fertlerinin hak sahibi vatandaşlar haline gelmesini gerektirdiğini görmek gerekiyor. Çalışanların yarısı sosyal güvenlik kapsamı dışında kalmaya ve sosyal yardımlar hak-temelli, formel bir nitelik kazanmadığı ölçüde, devlet-vatandaş ilişkisinin, dolayısıyla siyasetin mantığını değiştirmek pek kolay olmayabilir. Sanıyorum sendikaların ve meslek örgütlerinin bunu dikkate almaları gerekiyor. Bu örgütlerin haklı taleplerinin benimsenmesi ve kabul edilmesi için son eylemler gibi eylemlere başvurmaya devam etmeleri gerekebilir. Ama bunu yaparken, toplumsal meşruiyet zeminlerini güçlendirmek için kendi tabanları dışındaki kesimlerin durumunu da dikkate almak zorundalar. Eğer sosyal hak mücadelesini herkesin sosyal haklara sahip olması için, sağlık ve emeklilik hakkının herkesi hakkı olması, sosyal yardımların bir vatandaşlık hakkına dönüşmesi için girişilen bir mücadele olarak görüp sürdürmeye başlarlarsa, hem edinilmiş hakların korunması, hem de demokrasinin işleyişi açısından çok daha sağlam bir zemin oluşmasını sağlayabilirler. Ve bunu sadece onlar sağlayabilirler.

ayşe buğra-radikal 2-22 mart 2008

Meclis gündeminde bulunan SSGSS Tasarısı’nda Emek Platformu ile bakanlık kısmi uzlaşma sağladı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Tasarısı üzerinde, Çalışma Bakanı Faruk Çelik başkanlığında Emek Platformu heyeti ile yapılan 5 saatlik toplantıdan temel parametreler dışında kısmi anlaşma sağlandı. TİSK’in katılmasının da dikkat çektiği toplantı sonunda konuşan Bakan Çelik, “Dört dörtlük bir uzlaşma olmaz” dedi.
Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu, Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız, KESK Genel Başkanı İsmail Hakkı Tombul, TBB Başkanı Gençay Gürsoy, TİSK Başkanı Tuğrul Kudatgobilik, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkan Vekili Tahsin Güney ile bakanlık bürokratları ve konfederasyonların uzmanlarının katılımı ile önceki gün yapılan toplantı gece geç saatlere kadar sürdü. Toplantı sonunda EP üyeleri ile birlikte basının karşısına çıkan Bakan Çelik, “birçok noktada mutabakata vardıklarını” söyledi.
‘Dört dörtlük mutabakat yok’
Bütün sendikalarla aynı ölçüde uzlaşma olmayacağını savunan Çelik, “Böylesi bir konuda dört dörtlük bir mutabakat mümkün değildir. Önemli konularda mutabakata vardık, ama varamadığımız konular da oldu” diye konuştu. Üzerinde mutabakata vardıkları maddeleri, “Prim gün sayısının 7 bin 200 gün olması, aylık bağlama oranları, diş protezleri, sağlık meslek örgütlerinin kurullarda yer alması” olarak sıralayan Çelik, güncelleme katsayısının yüzde 30 değil, yüzde 100 olarak uygulanmasına ilişkin öneriyi, “temel parametrelerde adım atamadıkları” savunması ile kabul edemediklerini söyledi. Fiili hizmet zamları konusunda bilimsel verileri dikkate aldıklarını öne süren Bakan Çelik, teknolojik gelişmeler nedeniyle, fiili hizmet zammı kapsamı dışına çıkardıkları mesleklerin risk taşımadığını öne sürdü. Çelik, netice itibariyle sosyal tarafların daha önce kendilerine 19 madde halinde ilettikleri konuların büyük bir çoğunluğunda mutabakat sağladıklarını iddia etti. Bir soru üzerine Çelik, tasarının bu hafta Meclis Genel Kurulu’na geleceğini söyledi.
Kumlu: Büyük ölçüde anlaştık
EP Dönem Sözcüsü, Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu da “yüzde 80-90 oranında mutabakat sağladıklarını” belirterek, “temsil ettikleri insanların haksızlığa uğramamaları için uğraştıklarını, bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek niyetinde olduklarını söyledi. “Sosyal güvenlik sisteminde bir değişimin gerekli olduğunu” ifade ettiklerini belirten Kumlu, “Emek Platformu bileşenleri olarak 19 maddelik önerilerde bulunduk. Bugüne kadar 2-3 hususta mutabakat sağlayamadık, ama inanıyor ve ümit ediyorum ki, bu hususları genel kurul aşamasında Sayın Bakan ve yetkililer gözden geçirecekler, biz de takip edeceğiz” dedi.
“Yaş”, “güncelleme katsayısı” ve “fiili hizmet zammı” konularında mutabakat sağlanamadığını belirterek, genel kurul aşamasında bu konularda görüşmelerinin devam edeceğini kaydeden Kumlu, “65 yaş kararı olmazsa olmaz taleplerinizdendi. 65 yaş talebiniz olmadığı halde eylemlerinizden vazgeçecek misiniz” sorusunu ise “Verdiğimiz tekliflerde büyük ölçüde, yüzde 80-90 oranında mutabakat sağladık. Güncelleme katsayısı, 65 yaş ve fiili hizmet zammında mutabakat sağlanamadı. Bunu da zaman içinde izleyeceğiz, takip edeceğiz” diye geçiştirdi.
Toplantıya katılımı, “bakanlığın, Emek Platformu’nu bölmek için uyguladığı bir taktik” olarak yorumlayan TİSK Başkanı Tuğrul Kudatgobilik de, “sosyal güvenlikte dünyanın bile gıpta edeceği bir noktaya geldiklerini” ileri sürdü. (Ankara/EVRENSEL)


Yasada gelinen son durum

1- Halen kadınlarda 58, erkeklerde 60 olan yaş sınırının kademeli olarak kadın ve erkeklerde 65’e; 7 bin olan prim gün sayısının 9 bin güne çıkarılmasında kısmi anlaşma sağlandı. Bakanlık 65 yaşta ısrar ederken, prim gün sayısı SSK’lılar için 7 bin 200 olacak. Memurlar ve Bağ-Kur’lular için ise halen uygulamadaki gibi 9 bin gün kalacak.
2- Halen fiili hizmet zammından yararlanan çalışanların bu hakları bazı sektörlerde ellerinden alınıyor. Bakanlık, ağır ve tehlikeli işler tüzüğünde sayılan meslekler dışındakilere fiili hizmet zammını sistemin kaldırmayacağı iddiası ile bu maddede taleplere yanaşmadı.
3- Malullük ve ölüm aylığı hak etmek için öngörülen 10 yıl sigortalılık ve 1800 prim gün sayısında, eski haline dönülerek 5 yıl sigortalılık ve 900 gün prim ödenmesi yeterli sayıldı.
4- Aylık bağlama oranı bu yasanın yürürlüğe girmesinden sonra işe girecekler için yüzde 2’ye düşürüldü, ki bu, emekli maaşlarının yüzde 40’lar düzeyinde düşmesi anlamına gelecek. Mevcutlar için ise 10 yıllık süre baz alınarak, 10 yıllık sigortalılar için maaş bağlama oranı yüzde 3.5, 10 yıldan arta kalanlar ya da 10 yılı dolduramayanlar için yüzde 3, yeni yasa ile geçecek süreler için yüzde 2 olarak uygulanacak.
5- Emekli aylıklarının hesaplanmasına ilişkin kazançların güncel erimesinde kullanılacak katsayının belirlenmesinde refah payının yüzde 100’ü yerine, yüzde 30’u dikkate alınacak. Emekli maaşlarının büyümeden pay alamamasına neden olan bu konuda, bakanlık hiçbir esneklik göstermedi.
6- İş kazası ve meslek hastalığı sonucu yüzde 25 ve daha yüksek oranda sakat kalan çalışanlara bağlanan sürekli iş göremezlik gelirinin alt sınırı tasarı ile kaldırılırken, EP’in önerisinin daha altında bir alt sınır kondu.
7- Alt sınır aylığı düşürüldüğünden, özellikle mevsimlik, geçici süreli ve yarı zamanlı çalışanlara, daha az aylık almakla karşı karşıya kalmamaları için EP’in önerdiği yüzde 45’lik alt sınırın altında bir sınır kondu.
8- Çalışan ve ölüm geliri-aylığı alan çocuksuz dul eş aylığı, yüzde 75’ten yüzde 50’ye düşürülürken, bakanlık EP’in bu konudaki yüzde 75 oranının kalması önerisini kabul etmedi.
9- Emekli aylıklarının yükseltilmesinde yalnızca enflasyon oranındaki artış dikkate alınacağından, emekli, dul ve yetimlere refahtan pay verilmeyecek. “Enflasyon oranındaki artışla birlikte önceki yılda gerçekleşen gelişme hızı oranının dikkate alınması” önerisi bakanlıkça kabul edilmedi.
10- Asgari ücretin üçte biri tutarında, altı ay süreyle verilmesi kabul edilen emzirme yardımı, bir defaya mahsus olarak düzenlenmektedir. Emzirme yardımının süre ve miktarını belirleme yetkisi kurula bırakıldı.
11- Asgari ücretin üç katı tutarında verilmesi kabul edilen cenaze yardımı bir asgari ücret tutarına indirilmektedir. Miktarı belirleme yetkisi kurula bırakıldı.
12- Yetim kız çocukları için ödenmekte olan evlenme yardımı (çeyiz parası) yetim aylığının 24 katı tutarından 12 katına düşürülmektedir. EP’in önerisi doğrultusunda 24 katı tutarı kabul edilirken, mevcut uygulamadaki dul eşe evlenme yardımı kaldırıldı.
13- Çalışanlar ile emekli, dul ve yetimlerin yararlanacakları sağlık hizmetlerine ilişkin tedavi yöntemleri, ilaç ve tıbbi malzemelerin miktar ve sürelerini belirleme yetkisinin kurum yönetimine bırakılması EP tarafından da kabul edilirken, meslek örgütlerinin kurulda söz ve karar sahibi olması önerisi getirildi. Bakanlık söz verdi, ancak meslek örgütlerinin kurulda yer almasının şekli netleşmedi.
14- Diş protezlerine yaş sınırı getirilerek 18 yaşını doldurmamış veya 45 yaşından gün almamış kişiler protez bedelinin yüzde 50’sini cepten ödeyecektir. EP’in isteği doğrultusunda yaş ve bedelin yüzde 50’sini ödeme zorunluluğu kaldırıldı.
15- Çalışanlar ile emekli dul ve yetimler, özel hastanelerden yararlanmak için sağlık hizmeti bedelinin yüzde 20’sini cepten ödeyecektir. EP’in yüzde 20 katkı payının kaldırılması önerisi kabul edilmedi.
16- Sosyal Güvenlik Kurumu’nun oluşturacağı bir komisyonun belirleyeceği tedavi yöntemleri dışındakilere, üç katına kadar fark ücreti ödenmesi öngörülmektedir. Platformun, fark ücretinin kaldırılması önerisi kabul edilmedi.
17- Muayene ve tedaviler için şimdilik 2 YTL; protez, ortez ve ilaç bedelleri için yüzde 10 ve yüzde 20 oranında değişen oranlarda katılım payı ödenecektir. EP’in katılım payı alınmaması önerisi kabul edilmedi.
18- Çalışması sona eren sigortalılardan, önceki yıl içinde 90 gün prim ödeyenlerin kendileri, 120 gün prim ödeyenlerin ise kendileri ile birlikte bakmakla yükümlü oldukları kişilerin, 6 ay süreyle sağlık yardımlarından yararlanma hakkı kaldırılırken, EP’in 6 aylık süre önerisine rağmen 3 aylık sürede anlaşma sağlandı.
19- GSS primlerini devletin ödeyeceği kişiler için asgari ücretin üçte biri olarak belirlenen yoksulluk sınırının, ülke şartlarına göre yükseltilmesine yönelik EP’in talebi kabul edilmedi. Bu duruma göre 202 YTL geliri olandan GSS primi kesilecek. Yeşil kartlar 2 yıllık sürenin sonunda kalkacak, yeşil kartlılar da GSS primi ödemek zorunda kalacak.

Sultan Özer (evrensel)

;;